Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
NELER NELER KAYBETTİK!

NELER NELER KAYBETTİK!

04 Ağustos 2019 - 18:11 - Güncelleme: 04 Ağustos 2019 - 18:17

Duygular şelale misali akmak niyetindeyse eğer , uykusuz kalmaya razı oluveriyor ve başlıyorsunuz yazmaya. Dökülsün kelimeler yürekten yeterki isteyin ,vazgeçmeyin.
      Size bir kış masalı anlatacağım. Gölmarmara'daki İhsaniye mahallesi, Mersin sokak kışlarını. Yazdan aldığımız odun ve kömürlerle ısınırdı kerpiç ama huzur dolu evlerimiz.Kış geldiğinde sobalar evin sultanı gibi baş köşeye kurulur, evin büyüklüğüne göre de soba borusu uzatılır ve düşmesini engellemek için tel ile bağlanırdı tavana. Siyah beyaz televizyonların olduğu zamanlarda 'Beyaz Gölge' isimli televizyon dizileri ile başladık maceralara, sonra Dallas, meşhur dizilerimiz Bizimkiler şu an hatırladığım. Her evde , hemen hemen her odada soba.olurdu. Mutfaktaki kuzine sobanın üzerine annem sabahtan yemeğini koyar, fırınında bir tepsi kolôr (kurabiye) mutlaka pişerdi. Mutfağı anlatayım size. Küçük olan büyük mutlulukların şahidi mutfağımızı. Tahtadan mavi renkli çanaklık vardı tam girişte , musluğun üzerine duvara çakılmış. Orada piyatalarımız (porselen tabak) sergilenir , işlemeli peçetelikler üçgen şeklinde yerleştirilirdi çanaklığa. Sol tarafta odaya bakan minik bir ahşap pencere vardı. Şimdilerde onlara niş adı verilse de biz nişlerimize taa yıllar öncesinden sahiptik. Onun yanında yeşil renkli tel dolabımız evin hanımı gibiydi. İki çekmeceliydi bu tel dolap. Kaşıklılar ve çatallar orda bulunur, tel dolabın içinde zeytin , salça , Vita yağı , hani şu sarı üzerine kırmızı yazılı teneke kutu yağı ,gibi bozulmayan yiyecekler  konulurdu. Göçmen sobası hemen solda kuruluydu ana gibi kucak açmıştı . Yer minderi vardı sobanın etrafında.Öyle huzurluyduk ki anlatamam, az eşya ama illa huzur. Sıcacıktı o mutfak, evler bahçeli , tuvaletlerde dışarıda olduğundan avludan koşa koşa gider gelirdik başına. Neler yaşanmadı ki  o küçük ama büyük anlara şahit odalarda. 
      Mesela Ramazan gecelerinde dipdibe olan evlerimizde buluşma, Ramazan öncesi yapılan ev ev imece usulü açılan yuka böreği, hoşaf mevsimine göre,tulum peyniri ve maydonoz ile çok lezzetli olurdu. Kimler mi gelirdi gece sahuruna... Mahalle komşuları ve yarı  uykulu çocuklar yani bizler. Geceden annelerimize yalvarırdık, nolur bizi de uyandırın, davulun sesi ile irkilsekte zor uyanır yarı uyur uyanık soba  başında sofrada yerimizi alırdık. Çay cız cız ses çıkarır o ses insanı  hem mest eder hemde uyku verirdi. Zaten tutacağımız da yarım gün oruçtu. Hepimiz yer içer, sabah ezanı okuyunca evlere dağılınır biz çoktan uykuya teslim olur ve sobanın ateşinden ekmek kokuları ile uyuyakalırdık. Neleri mi kaybettik komşulukları !
      Kışlar o kadar Çetin geçerdik her evin köşelerinden upuzun buz sarkıtları olur yollarda buzdan kaymamak İçin yolda birbirimize tutunurduk. Düşersekte gülerek kalkardık, artık o doğal içten ,samimi olan gülmeleri kaybettik ...
     Avlumuzda serilen çamaşırlar don tutar, soba  yanında hemen erir ve yumuşardı. Her yıl yağan kardan mutlaka mahallece nasibimizi alır, canımızı yakmadan kartopu oynar, siyah kömürden gözlü, turuncu burunlu kardanadam ile fotoğraflar çekilirdik. Neyi  mi kaybettik mevsimleri... kekik kokulu  mevsimleri ...
     Şimdilerde her yer beton. Her yer araba. Egzos kokuları , hava almayan binalar, güneşin zararlı ışınları, ozon tabakası yırtığı, yediklerimiz, GDO ile oynanan sebzeler, dolapta büyüyen salatalıklarımız var.. Ne mi kaybettik sağlığımızı!!!
     Yaşam şartları zor, evler bölündü , dertlerse ona keza arttı. Kime dokunsan bin ah işit. Eskisi gibi bir evde kaynınvalide, kayınpeder, elti ve çocuklar bir arada yaşamıyor, aynı sofrada çalakaşık yemekler yenmiyor . İki kişiye bir ev, iki kişiye sorun ve yükler...Bir baktık herkes depresyonda , çocuklar ergenliğin örtüsüne bürünmüş. Ne mi kaybettik mutluluğu ...
     Peki ya kazandıklarımız?
Neyi  mi kazandık , dostluğu, külçeler dolusu dostluğu,güzelliği, güzel insan olabilmeyi başardık. Umudu kazandık göğsümüzde. Ne zaman düşsek elimizi tutanımız oldu. Sevmeyi kazandık, sevilmeyi kazandık, unutmadık hiç emek verip büyüteni, hakkı geçeni. Sabrı öğrendik , Ya sabır çekmeyi bildik...Büyüğümüzü bildik, küçüğümüzü sevmeyi ihmal etmedik. Yıldızlı gecelerde kayan yıldızla dilek tutmayı unutmadık hiç...Yaradandan ötürü yaratılanı sevmeyi öğrendik , iyiki de öğrendik .. Umudumuzu kazandık ve onu  asla yitirmedik , yitirmeyeceğiz de.......
                                Aylin Öz...

Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam

YORUMLAR

  • 3 Yorum
  • Hakkı Gençol
    3 ay önce
    Beni tahta kaşıkla yemek yediğim çocukluğumu hatırlattın. Guzine sobasında mis kokulu yemekler, böreklerin kokusu hiç unutmadım o dönemin güzel insanlar, dostlar, arkadaşlar akrabalar çok cana yakın bende varsa komşumuda vereyim bir imece yardımlaşması çok güzeldi. Çok güzel bir yazı olmuş teşekkürler zevk ala ala okudum. Haftaya merakla yazınızı bekliyorum.
  • Aylin Öz
    3 ay önce
    Çok teşekkür ediyorum güzel sözleriniz için
  • Deniz
    3 ay önce
    Çok güzel bir yazar
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR x
 ATSO’DAN ÖĞRENCİLERE EŞOFMAN TAKIMI
ATSO’DAN ÖĞRENCİLERE EŞOFMAN TAKIMI
Ferdi DEREN  İstanbul’da kamera  karşısına geçti
Ferdi DEREN İstanbul’da kamera karşısına geçti