Gördes’te doğup büyüdünüz. Son romanınız “Kırmızı Buğdayda okuyucuyu tarihin çalkantılı bir döneminde bu bölgeye götürüyorsunuz. Gördes’le olan kişisel bağınız ve ailenizin o dönemden kalan hikayeleri, romanın anlatısını nasıl şekillendirdi?
Ayrıca romanı büyük dedelerinize ithaf ettiniz. Onlar hakkında bize biraz daha bilgi verebilir misiniz? Neden onları bu şekilde onurlandırmayı seçtiniz?
Hikâye anlatıcısı bir aile içinde doğup büyüdüm. Dolayısıyla çocukken en çok yaptığım şey dinlemekti. Doğal olarak anlatılanların bir kısmı da artık hayatta olmayan aile büyüklerinin ve komşuların hikâyeleriydi. Kendimi öylesine kaptırırdım ki, anlatılan zamanda yaşadığıma ve olanlara gerçekten şahitlik ettiğime inanırdım. Bana ismini verdikleri iki büyük dedem yani Müftü Ahmet Efendi ile Pehlivanoğlu Ahmet Bey, Gördes Kuvayi Milliye’nin kurucuları arasında. Ayrıca Pehlivanoğlu Ahmet, daha önce Çanakkale Cephesine gitmiş. Oradan yanlışlıkla şehit haberi gelmiş eve. Oysa o sırada birliği ile Filistin Cephesine sevk edilmiş. Esir düşmüş. Esir kampından kaçarak yayan yapıldak Gördes’e kadar gelmiş. “Bundan sonra tütün tarlamdan burnumu çıkarmam,” diye düşünürken Gördes işgal edilmiş. Bu defa da Gördes Kuvayi Milliye müfreze komutanı olarak Demirci Akıncıları’na katılmış. Yine romanda geçen Hacı Bey de aslında Hacı Ethem Büke’den esinlenme. Ethem Bey, İzmir’de Celal Bayar ile çalışmış. Batı Anadolu’da işgal başlayınca Bayar’ın gizli ekibi olarak memleketine yani Gördes’e geçerek işgale karşı teşkilatlanmaya katılmış. Yani anlattıklarım biraz da benim hikâyem sayılır. Ayrıca Gördes ve Akhisar coğrafyası doğup büyüdüğüm yerler. Neşet ettiğim toprakları ve kendi insanlarımın, dahil olduğum sınıfın hikâyelerini anlatmayı hem görev olarak görüyorum hem de çok seviyorum.
Yakından tanıdığınız bir yer hakkında yazmayı seçtiniz. Kendi memleketinizde ve çevresinde geçen tarihi bir roman yazmanın avantajları ve zorlukları nelerdir? Bu kitabı yazarken geçirdiğiniz dört yıl boyunca kendi kimliğiniz ve bölgenizin tarihi hakkında yeni bir şeyler keşfettiniz mi?
Aslında tarihi bir roman demek iddialı olur. Ama tarihsel zemine oturan bir anlatı olduğu doğru. Bildiğim yerleri yazmanın zorluğu aslında daha fazla zira duygularınıza yenilerek hamasete savrulmak çok kolay. O nedenle daha çok bilgiye ve gerçekliğe yaslanmaya çalıştım. Elbette kurmaca yazdığımın da farkındaydım. Bundan başka ilk cümleden itibaren taraf oldum. Çünkü tarafsız değilim. Nereye ait olduğumu ve kimlerden yana olduğumu hiç unutmuyorum.
Kurtuluş Savaşı’nın hikayesini “baldırı çıplak reaya”nın ve “en alttakilerin” gözünden anlatmak istediğinizi söylediniz. Milli mücadelenin bu unutulmuş kahramanlarına ses vermek sizin için neden önemliydi?
Aslında bu dönemi anlatan epey bir kurmaca eser var. Bir kısmı da iyi metinler. Ben biraz da farklı bir açıdan anlatmak istedim bu hikâyeyi. Hem Cihan Harbi’nin hem de Kurtuluş Savaşı’nın yakıtı köylü, çoğu da topraksız olan ameleydi. Emekçilerin gözünden ve tarafından bu macera nasıl şekillendi sorusunun yanıtını aramaya çalıştım. Bir kere bu benim ve ait olduğum insanların hikâyesiydi. Ayrıca anlatılmayan hiç yok farz edilir. Önce hikâyeleri bozarak sonra da toptan insan belleğinden silerek anlatıları yeniden şekillendirmek isterler. Buna karşı durmanın bir yolu da “Hayır biz vardık ve özneydik. Dünün hikâyesinde payımız vardı. Yarınınkini de biz yeniden yazabiliriz,” demektir.
Romanda ‘Eski dünya ölüyor ve yeni dünya doğmak için mücadele ediyor’ cümlesi çok önemli bir yer tutuyor. Bu cümleyle okuyucuya ne anlatmak istiyorsunuz? O dönemdeki Gördes ve Akhisar için bu geçiş dönemi nasıl bir anlam taşıyor?
Anlatılan dönem ve koşullar bu önermeyle birebir örtüşüyor. Cihan Savaşı büyük bir alt üst oluş ile geliyor. İmparatorluklar yıkılıyor ha keza Osmanlı İmparatorluğu tarihe gömülüyor. Bizim coğrafyamızda Ekim Devrimi ve Cumhuriyet Devrimi birlikte uç veriyor. İnsanlık savaş ve ölümle dolu hiç bitmeyecek gibi süren bir gecenin ardından sabahın da ilk şavklarını ufuktan görüyor. Ama tan atacak mı yoksa yeniden insanlığın ufku kararacak mı belli değil. Ve bu alaca karanlıkta canavarlar dolaşıyor. Tüm bunlar hem işgali hem de aslında iç savaş olarak da tezahür eden Milli Mücadeleyi etinde, kemiğinde hisseden Gördes, Akhisar ve tüm Anadolu’da eksiksiz yaşanıyor.













