Son günlerde kamuoyunu meşgul eden, sivil toplum ve yardımlaşma faaliyetleri ekseninde filizlenen iddialar, hepimizi derin bir muhasebeye davet ediyor. Toplum olarak en hassas olduğumuz nokta, şüphesiz ki merhametimiz ve yardımlaşma duygumuzdur. Zor zamanlarda bir araya gelme, acıyı paylaşma ve el uzatma refleksimiz, bu toprakların en kadim mirasıdır. Ancak son gelişmeler, iyi niyetin ve kontrolsüz popülaritenin tek başına kurumsal bir güvence oluşturmaya yetmediğini bir kez daha gözler önüne sermiştir.
Burada asıl mesele, kişilerin ya da yapıların ötesinde, kolektif vicdanımızın nereye çabalayacağı sorunudur. Bilhassa kriz, afet ve olağanüstü dönemlerde ortaya çıkan devasa kaynakların yönetimi; sadece "iyi niyet" beyanlarına, kişisel karizmalara veya denetimsiz rüzgarlara bırakılamayacak kadar hayatidir. Kurumsallaşamamış, şeffaflık ve hesap verebilirlik ilkelerini tam manasıyla oturtamamış yapıların, ne kadar büyük kitlelere ulaşırsa ulaşsın, bir noktada kırılma yaşaması kaçınılmaz hale gelmektedir.
İşte tam bu noktada, vatandaş olarak dönüp bakmamız ve sığınmamız gereken yegane liman, devletin köklü kurumlarıdır.
Devlet, asırların tecrübesiyle yoğrulmuş, yasalarla sınırları çizilmiş, her kuruşun hesabını sormakla mükellef mekanizmaları barındıran kalıcı bir organizasyondur. Şahıslar gelir geçer, popülariteler söner, isimler değişir; fakat devletin kurumları, süreklilik arz eden yapısıyla toplumun en büyük güvencesi olarak baki kalır.
Yaşanan her sarsıntı, kurumsal yapıların ve devlet ciddiyetinin değerini bizlere yeniden hatırlatmalıdır. Yardım etme arzumuz ne kadar kıymetliyse, bu yardımların doğru, denetlenebilir ve hukuki meşruiyeti tam kanallarla yerine ulaştırılması da o kadar elzemdir.
Toplum olarak şu süreçte en çok ihtiyaç duyduğumuz şey ise sağduyudur. Yaşanan hayal kırıklıklarının veya iddiaların, içimizdeki yardımlaşma ve dayanışma ruhunu zedelemesine müsaade etmemeliyiz. Duygusal reflekslerle hareket etmek yerine; serinkanlı, hukukun üstünlüğüne inanan ve kurumsal güvenceyi merkeze alan bir yaklaşım sergilemeliyiz.
Gün, kişisel rüzgarlara kapılma günü değil; devletimizin denetleyici, düzenleyici ve birleştirici gücüne güvenme, adalet mekanizmasının işleyişine saygı duyma günüdür. Unutmayalım ki, toplumsal dayanışmayı ayakta tutacak olan şey geçici dalgalar değil, devletin sarsılmaz kurumsal hafızası ve adaletidir.














