Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Sinir Krizinin Eşiğindeki Kadınlar
ASLI BORA

ASLI BORA

Sinir Krizinin Eşiğindeki Kadınlar

05 Mayıs 2020 - 15:56

Özel televizyonların yeni kurulduğu zamanlar. Hatırladığım kadarıyla bir yaz gecesi. Saat gece yarısını çoktan geçmiş. Özgürlüğünü ilan etmiş TV ekranında şık bir renklilik içinde giyinmiş çeşit çeşit kadın tuhaf bir tartışma içinde, alışılmışın dışında bir sinema diliyle konuşuyor. Ortasından yakalandığım film karşısında hipnotize oluyorum. Takvim yayın akışının dergi olarak basılıp, hafta sonu eki olarak takdim edildiği zamanı gösteriyor. Dergi "Yabancı Sinema" üst başlığının altından  "Sinir Krizinin Eşiğindeki Kadınlar" bilgisini hafızama not ediyor. Henüz ergen bile değilken, bir filmin adının içerikle örtüşmesine hayranlık duyuyorum. Yönetmen sineması gerçeğini ayırt edecek kadar ufkum açılmadığından olsa gerek, çılgın diyaloglar, çatı katının Akdeniz'in  doygun paletinden fışkıran dekorasyonu, o zamanlar bir Picasso portresini andırdığını asla ifade edemeyeceğim gudubet bakire Marisa, henüz mariachi'liğe terfi edemediğinden gayet sersem bulduğum Carlos (Anotonio Banderas olacak ileride ve ben onu çok seveceğim), sinirlenince bile şıklığından ve güzelliğinden ödün vermeyen Pepa'yla tam bir klasik olacağını kestiremiyorum tabi. Zaman sonra, ki bu zaman aralığında ben büyümekteyken, Pedro Almodovar , Kika'yı , Annem Hakkında Her Şey'i çekmiş. Sinir Krizinin Eşiğindeki Kadınlar'ı baştan sona defalarca seyretmişim. Her defasında Pepa'ya bayıldım, büyüleyici sesiyle insanı deli eden Ivan'a kahretmişim

Almodovar filmlerinin büyüsünde temel oyuncu kadrosunu peşinden sürükleyişini izledim, izlemeye devam ediyorum. 

Sinir Krizinin Eşiğindeki Kadınlar'ı uzun zaman sonra yeniden aklıma getiren içinde bulunduğumuz durum karşısındaki çaresizliğimiz oldu. Haberler, kanaldan kanala koşan ve sürekli benzer sözleri tekrarlayan uzmanlar, kötücül senaryolar, vurdumduymazlar, sosyal medyanın ahalisi,sokağın ahalisi derken arkadaşlarımla uzun telefon görüşmeleri yaptım. Kafalar karışık,belirsizlik Demokles'in kılıcı misali ensemizde sallanırken başka türlüsü de beklenemez haliyle. Herkes gibi endişelere sahibiz. Herkes gibi evinden çıkıp işe gitmek zorundayız, yahut annemiz, babamız, eşimiz bu durumda. Çaresiz hissediyoruz.Ve tabi ki sürekli distopik filmler, salgın içerikli romanlar okuyan ve mütemadiyen felaket senaryoları üreten sosyal medya kişilikleri bu duruma pek faydalı olmuyor. Ateşin ateşle söndürüldüğü nerede görülmüş? Hele ben Daniel Defoe'nun Veba Yılı Günlüğü'nü bile görmeye dayanamaz hale gelmişken. Umutsuzluk veren her şeye ve herkesi rafa kaldırmak eğilimindeyim. Durumu umursamayanlar sokaktayken, konunun vahametini kavrayıp evde karantina hayatına geçenler olarak depresyona ramak kaldı.

İşte covid-19 sokaklarımızı talan ederken Almadovar'ın kadınlarını birer birer ağırladım yeniden. İspanyol sinemasının asi çocuğu Almodovar , birçok araştırmacı tarafından Franco'nun diktatörlüğünün ardından 70'lerin ikinci yarısından itibaren ortaya çıkan Movida hareketinin etkili isimlerinden biri kabul ediliyor. Kilisenin direncinin kırıldığı, kadının toplumsal konumunun özgürleştiği, doğum kontrolü, eşcinsellik gibi konuların baskısının kırıldığı bu dönem demokratik bir değişim süreci olarak görülüyor. Sistemin değiştiği ve sansürün ortadan kalktığı, Movida'yla bütün sanat dallarında yeni bir anlatım dili ortaya çıkıyor. 1949 yılında doğan ve kadın dilinden kadın kadar iyi anlayan yönetmen olarak sinema tarihine yaşarken adını yazdıran Almodovar, Movida'nın sinemadaki temsilcisi olarak anılıyor. 

Bütün bu sebeplerle Almodovar kadınları alışılagelmiş sinema kadınlarından farklı. Dayanışma ruhuyla hareket eden, kendini pasifize eden sisteme karşı dimdik duran, kurtarılmayı beklemeden, çözümü kendileri bulan kadınlar. 

 

Tüm dünya yıkılıyordu ve ben hem dünyayı hem de kendimi kurtarmak istiyordum. Kendimi Nuh peygamber gibi hissediyordum. Terasa kurduğum kümeste tüm hayvan türlerinden bir çift olmasını çok istedim. Ancak benim için en önemli çifti kurtaramadım, Ivan ve beni.

 

Sinir Krizinin Eşiğindeki Kadınlar Pepa'nın bu diyaloğuyla başlıyor. Aşk yüzünden sefil olan binlerce, on binlerce kadından biri mi Pepa? Hiç şüphesiz en başta öyle. Fakat öykü ilerleyip sahneler akarken filmdeki birçok kadın karakter gibi Pepa da olgunlaşıyor ve mağdur pozisyonunu terk ediyor. Filmin başında Ivan'ı bulup,ona gebelik testi sonucunu açıklamak için çaresizce debelenen Pepa, filmin sonuna doğru ilk diyaloğuna uygun bir tavra bürünüyor. Kadından kurtarıcı, yol gösterici, peygamber olmaz mı? Finale yaklaşırken, Pepa'nın Ivan'ı, Lucia'nın kör kurşunlarından kurtardığı sahne, kadının pozisyonun değiştiğinin en önemli göstergesi. 

 Söz konusu Almodovar sinemasıysa cinsel özgürlük, feminizm, bütün ön yargılara karşı duruş Sinir Krizinin Eşiğindeki Kadınlar'ın da başlıca özellikleri arasında. 

Ulusal ve uluslararası ölçekte yönetmeninden oyuncusuna, senaryosundan kurgusuna bol ödüllü filmlerden biri olan Almodovar'ın sinirli kadınları İspanyol sinemasının başyapıtlarından biri kabul ediliyor.  

 

Veda Busesi

Tüm dünya yıkılıyordu ve ben hem dünyayı hem de kendimi kurtarmak istiyordum.

Tıpkı Pepa gibi bugünlerde dünyada yaşayan herkes böyle hissediyor. Hayatımızın Covid-19'a karşı durmakla geçtiği bugünlerde Pepa ve arkadaşları bize iyi gelebilir. Bu noktada filme dair fazla ayrıntı vermemeye çalışmama koca bir tebessüm rica ediyorum. Kara günlerin bir an önce bitmesi temennisiyle. Sağlıcakla kalın...

 

 

 

 

Reklam

Son Yazılar