21 Ocak 2025 gününe içimiz yanarak uyandık . Yıl 2025 , Sanki Orta Çağ’ da yaşıyoruz . Utancın , acının , adaletsizliğin , ölümün bir tarifi yok , rakamı yok …
Liyakatsizlik … Özensizlik … İhmalkarlık …
Değersizlik yüklü yaşamlar için , afaki paraların ve geri dönülmez bedellerin ödendiği Türkiye ‘de gündem…
Çok üzgünüm… Yangın hem yüreğimizde , hem insanlığımızda , hem bilincimizde … Sözün bittiği bir nokta … Üzerimize çöken sis ve karanlık dolu günlerden geçiyoruz . Her yeni güne canımız ağzımızda uyanıyoruz . Korku ile birlikte kaygı , anksiyete hayatlarımızın olmazsa olmazı oldu . Nasıl bir dönem bu ? Bu dönem insanlık sınavını umursamazlığımız ile yaşadığımız günler …(!) Bu kadar kolay ölünmesi ne içler acısı bir durum … Yaşamak çok pahalı , ölüm her şeyden ucuz … Otele gidersin yangın çıkar , ev alırsın depremde göçer , çalıştığın fabrikada patlama olur , sokakta yürürken elektrik çarpar ya da herhangi biri çarpar geçer yumruğuyla , sapığın biri yolda bıçak saplar , kumpir yersin virüs bulaşır . İnsan canı NEDEN bu kadar ucuz …?!
Bir otel yanmadı … İnsanlar yandı . Hayaller , umutlar , sevdikleri küle döndü . Yine ihmal , yine göz ardı edilen sorumluluklar … Ve bizler bir kez daha çaresizce izledik . Ne zaman değişecek bu kader ? Kaç can daha gitmeli , kaç ocak daha sönmeli ? Hep mi geç kalacağız ? Hep mi yas tutacağız ? Güven içinde yaşamak bu kadar mı zor ? … … … Biz artık kader demekten yorulduk . Sorumluların serbest dolaşmasından , her felaketin ardından gelen boş açıklamalardan , unutulup giden hayatlardan yorulduk .
Sadece bir otel değil , insanlığımız da yandı … İçimizdeki adalete olan güven de bir kez daha kül oldu .
Türkiye ‘de her şeyin sebebi olabilirsin , ama hiçbir şeyin sorumlusu olmazsın. Çünkü , her zaman masaya sürülecek Takdir-i ilahi , mukadderat ve fıtrat kartların vardır . Ve dosya kendiliğinden kapanır .
Bu defa unutulmasın , üzeri kapatılmasın … Çünkü unutulan her acı , bir sonrakinin habercisidir …
Türkiye dün tarihinin en acı günlerinden birini yaşadı . Çocuklarına karne hediyesi vermek isteyen birçok anne ve babanın birlikte geçirmek istedikleri tatil kabusa döndü. Kahreden bir faciaya dönüşen gecede küçük çocuklardan anne babalara , torunlardan gelinlere birçok aile ve evine ekmek götürmek için çalışan birçok emekçi yok oldu .
O acı çığlıklar gecenin sessizliğini deldi geçti . Bembeyaz bir rüyada iken kapkara bir gece yaşandı … Bu korkunç yangında hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah ‘tan rahmet , yaralılarımıza acil şifalar diliyoruz . Ailelerin ve yakınlarının acısını yürekten paylaşıyoruz . Bu olay , ne yazık ki önlenebilir bir trajedinin açık bir örneğidir . Otelde yangın merdiveni bulunmadığı ve misafirlerin can havliyle çarşafları birbirine bağlayarak kurtulmaya çalıştıkları haberleri yüreklerimizi dağladı . Güvenlik önlemlerinin bu denli ihmal edildiği bir ortamda yaşanan bu felaketin , hepimiz için bir ders niteliğinde olması gerekiyor . Bu tür ihmallerin bir daha yaşanmaması için denetimlerin sıkılaştırılması , güvenlik standartlarının tavizsiz uygulanması ve sorumluların hesap vermesi elzemdir. İnsan hayatı , hiçbir şeyle ölçülemeyecek kadar değerlidir ve böylesi ihmallerin tekrarı kabul edilemez.
Böylesi bir kara geceye sebep olan bu otelde yaşanan bu trajik olayda kaybettiğimiz canları unutmayacağız . Umarız ki yetkililer , bu olaydan gereken dersleri alarak gelecekte benzer trajedilerin önüne geçer . Tüm toplum olarak güvenlik kültürünü ve bilincini yaygınlaştırmak hepimizin sorumluluğudur .
Yüreğim acıdığında kitlenir kalır kelimelerim . Acısını öfke ile bastıranlardan değilim . Zihnimde cümleler uçuşur ama dilimin ucuna gelmez . ‘’Sözün bittiği yer ‘’ derim .
Bir sürü felaket yaşadık şimdiye kadar…Hangisi daha acı bilemedim … Nefes alamamak , yanmaktan kolay mı ölüm için ? Taş binalar arasına sıkışmak mı ? Selde sürüklenmek mi ? Kuytu mağaralarda kapalı kalmak mı ?
Cemal Süreya ‘nın olduğu bilinen ama anonim olduğu iddia edilen şu dizeler açıklıyor yüreğimin sesini:
‘’ Nasıl bir his biliyor musun ?
Oda geniş ama sığamıyorsun ,
Bak kapı orada ama çıkamıyorsun ,
Pencere açık ama nefes alamıyorsun ,
Bir şeyler düğüm düğüm dizilmiş boğazına ,
Ama ne yutabiliyorsun ne atabiliyorsun …
Sorarsan eğer ‘ hayat nasıl? ‘ diye ,
‘ Tatsız tuzsuz ekmek gibi ‘ dersem , anlar mısın ? ‘’ . . .















Ahlâk olgusu toplumsaldır. Dezenformasyon yaşanmaktadır. Ahlâk Liyakat Mesleki etik değerler ile bilimsellik' ten uzaklaştığı' mız için dilerim gelecek dediğimiz zaman diliminde daha kötü olaylar yaşamayız. Saygı ve sevgilerimle. Not: Sayın yazarımızın kalemine ve yüreğine sağlık.
Çok teşekkür ediyorum değerli insan ... Toplumsal olgularımızın değerini yitirmediği , ahlaklı ve anlamlı bir hayat umut ediyoruz... Selamlar ...
Çok teşekkür ediyorum... Aynı düşüncelere sahip olmak anlamlı... Selamlar...
Çok teşekkür ediyorum... Aynı algıya sahip olmak, aynı güvenli ve etik bir geleceği düşlemek güzel... Umarım bir ders çıkar ve insan hayatı daha da anlam kazanır.
Yüreğine sağlık emel hanım anlatılması tsrifdiz bir acıyı anlatmışsınız umarım birileri okur iyi.anlarda bir daha bu furumlar yaşanmaz. İnsan hayatının değersiz olduğu günümüzde çok önemli mdsaj vermişsiniz gerçekleri göstererek. Enrğine kslemşnr sağlık
Maalesef öyle İrfan Bey ... İnsanca ve adil bir gelecek umut ediyoruz ...
"Tatsız tuzsuz bir ekmek" gibi yaşamın kanıksanmış izdüşümü! ... sorumlulardan sıfır istifa ve acıların üzerine inşa edilen siyasi rant!
Maalesef öyle değerli Hocam... Rantsız , insanca günler umut ediyoruz ...
Maalesef öyle değerli hocam ... Rantlar olmasa , bu güzel dünyayı yaşamayı bilsek ...