‘’Eğer bir ülkeyi tanımak istiyorsanız , o ülkedeki insanların nasıl öldüğüne bakın.’’ demiş Albert Camus … Bugün , bu ülkede 13-14 yaşlarında çocuklar , bu ülkenin evlatlarını ve öğretmenlerini katletti … Bir ülkede okullar eğitim yeri olmalı , cenaze yeri değil … Suça sürüklenen çocuk saçmalığı bir an önce son bulmalı … 12-18 yaş arası her çocuk işlediği suç karşılığı tam ceza ehliyeti almalı ve ailesi de bu suçlardan sorumlu olmalı …
Çocuklar , bir hafta sonra 23 Nisan ‘ı kutlayacakları okulun camlarından canlarını kurtarmak için atladılar ; dans edecekleri bahçede ise ceset torbaları var . Okul ve ölümün aynı cümlede ne işi var ; okul kapılarında ceset torbalarının , sınıflarda silahların ne işi var …?!
‘’Eti senin , kemiği benim‘’ derdi bizim büyüklerimiz öğretmenlerimize … Kimse müdürün kapısını çalamazdı … Kimse saygısızlık etmezdi … Bir şikayetimiz olsa ‘’ O senin öğretmenin ‘’ denirdi … Şimdi ise o et , o kemik tuzla buz oldu … Ne bir sevgi kaldı , ne saygı … Herkes öğretmenden daha çok öğretmen … Herkes pedegojiyi onlardan çok bildiğini sanıyor … Öğretmenler , yeni nesil sizlerin eseri olamıyor , biz yeni neslin esiri oluyoruz …
Saygısızlığı özgüven diye öğretilen o kendini bilmez çocuklar , hadsiz , dengesiz çocuklar başkalarının emek vererek sevgiyle yetiştirdiği çocukları , masum insanları , öğretmenleri öldürürken de gurur duyulacak mı..!!! Yaşadığımız duyguları , acıları tarif edecek kelime bulamıyorken ; o anları bizzat yaşayan kardeşlerimizin , evlatlarımızın ve ailelerinin hallerini düşünemiyorum …
Kelimelerin bittiği , kalbin sadece sessizce sızladığı o yerdeyiz … Her bir evladın gülüşü , her bir öğretmenin emeği bizlere emanetti . Bu ağır hüzünle , yarım kalan her hayalin ve sarsılan her güvenin acısını kalbimizde taşıyoruz .
Duyarsızlık yaygınlaştığında , acı sıradanlaşır ; vicdan sustuğunda ise kaybolan sadece insanlar değil , insanlıktır … Cehalet büyüdükçe korku çoğalır , korku çoğaldıkça sesler kısılır ; sonunda geriye sadece bencillik kalır … Bir toplumda adalet zayıflarsa , güçlü olan hayatta kalır ; masumiyet ise ilk kaybolan olur . Toplumsal çürüme , insanların ölmesiyle değil ; yaşayanların alışmasıyla başlar …
Nasır tutan kalpler , körleşen vicdanlar , duyarsızlaşmanın sosyolojisi ve insan ruhunun yavaş yavaş çöküşü … Toplumun çürümesi her zaman büyük gürültülerle başlamaz . Bazen çürüme , en sessiz yerden gelir : alışmaktan … Önce bir görüntü görürler , irkilirler … Sonra bir başkası gelir , biraz daha az sarsılırlar … Sonra bir üçüncüsü , bir beşincisi , bir ellincisi … Ve bir gün fark ederler ki , onları dehşete düşürmesi gereken şey , artık sadece birkaç saniyelik bir dikkat üretmekte … Parmakları ekranı kaydırır … Gözleri öteki içeriğe geçer … Ruhları ise orada , o ilk sarsıntının gömüldüğü yerde biraz daha taşlaşır . İnsanın en büyük trajedilerinden biri , kötülüğün varlığı değil ; kötülüğe alışabilmesi …
Bugünün medya düzeni tam da bu alıştırma üzerine kurulu … Medya maymunları , şiddeti göstermekle yetinmiyor ; onu işleyip parlatıp sahneliyor , dramatize ediyor , ritim ve kamera açısı veriyor , müzik ve gerilim veriyor , hatta bazen estetik bir dil yaratıyor . Acıyı hakikatin çıplaklığı ; içerisinde sunmayıp ; onu tüketilebilir hale getiriyor . Böylece trajedi , ahlaki bir sarsıntı olmaktan çıkıyor ; bir seyir nesnesine dönüşüyor . Bu yüzden mesele yalnızca ekranda ne gösterildiği değil , nasıl gösterildiği … Biçim içerikten bağımsız değil , içerikten daha önemli … Bir çocuk veya genç , her gün ekran şu dili öğrenir oldu son yıllarda : ‘’Güç gürültülüdür , baskın olan kazanır , merhamet zayıflıktır ,empati yavaştır , sertlik ise etkilidir . Sorun çözmek uzun ve zahmetlidir , ama üstün gelmek hızlı ve görünürdür .’’ Böylece şiddet , yalnızca bir davranış değil , bir retorik haline geldi … Bir dil haline geldi … Bir var olma stratejisi haline geldi …
Bu yaşananlar , tek başına ‘’ bir çocuğun saldırısı ‘’ olarak gerçekleştirilecek kadar basit değil . Bu tür vakalar genelde buzdağının sadece görünen kısmıdır ; asıl mesele hem ailede hem de sistemde yıllardır biriken ihmalin sonucudur .
Sınır koymamak , sevgi göstergesi değil ; gelişimsel bir risktir . Son zamanlarda çocuk ve ergen davranışları değerlendirilirken en sık gözden kaçan konulardan biri ‘’sınır kavramı’’dır . Çocuk yetiştirme sürecinde iyi niyetle yapılan bazı yaklaşımlar , zamanla çocukta sağlıklı özgüven geliştirmek yerine ‘’her istediğine ulaşabilme inancını’’ pekiştirmektedir . Özellikle çocuğun hiçbir sınırla karşılaşmaması , isteklerinin anında karşılanması ve sonuçlarıyla yüzleşmesine izin verilmemesi , psikolojik gelişim açısından önemli riskler taşır …
Sanal dünyada binlerce kişiyi öldürerek puan toplayan çocuklarla , şiddeti dijital bir oyun , nefreti ise bir güç gösterisi sanan bir nesil yetişiyor . Bir günde olmadı elbet … Bu normal değil … Ekranda gördüğü yarın davranışı olacak … Endişenin çok ötesinde , tarif etmesi zor bir duygunun içerisindeyiz … Bu bir anda olmadı … Bugün olmadı … Uzun zamandır gördüğümüz , görmezden geldiğimiz , normalleştirdiğimiz her şey yavaş yavaş bizi buraya getirdi … Şiddet arttı , saygı azaldı , sınırlar silindi … Ve en acısı toplum buna alıştı … Çocuklar artık sadece aile ile büyümüyor… Sosyal medya , diziler , şarkılar , sokak ve sistem … Hepsi birer eğitici oldu …(!) Ama hiçbiri sorumluluk almıyor … Empati yerini duyarsızlığa bıraktı … Vicdan yerini öfkeye … Özgürlük adı altında sınırlar yok sayıldı … Ve sonuç : Hepimizin gözünün önünde … Bu normal değil …Bu yalnızca bir çocuğun sorunu değil , bu yalnızca bir ailenin sorunu değil … Bu , bir toplumun kırılma noktası …
Artık konuşmak yetmez … Artık üzülmek yetmez … Artık paylaşmak yetmez … Önlem alınmalı … Eğitim sistemi güçlendirilmeli … Aileler desteklenmeli … Medya denetlenmeli … Şiddeti normalleştiren her dil sorgulanmalı … Çünkü , bu gidişat durdurulmazsa , kaybedeceğimiz şey sadece bugün değil , geleceğimiz olacak …
Diliyoruz ki ; ne bir çocuğun gözündeki ışık sönsün , ne de bir eğitimcinin kalbindeki o kutsal şevk incinsin . Biz , birbirimizin yarasına merhem olmaya , güveni ve nezaketi yeniden inşa etmeye her zamankinden daha çok muhtacız .
Kelimeler yetersiz … Diliyoruz ki, hiçbir kalp bu kadar ağır sınanmasın … Niyetimiz şifa , duamız huzur olsun …
Başımız sağ olsun . . .
















