Hiç konuşulmuyor ama bir şey var vizyonda … Farkında mıyız ?..
Michael Jackson rolünü sırtlayan Jaafar Jackson , amcasının hayatını tüm çıplaklığı ile dünyaya göstermek için hazır .
Michael Jackson ‘ın çocukluk günlerinden başlayıp meşhur 1988 Wembley konserine kadar ilerliyor film ve hikayenin devamına da kapı aralıyor .
Michael Jackson ‘a hayat veren yeğeni Jaafar Jackson ‘ın adanmışlığı en üst seviyede ve rol için daha iyi bir seçim olamazdı dedirtiyor . Michael Jackson ‘ı kusursuz taklit edebilecek binlerce kişi vardır , ama Jaafar gerçekten Michael olmuş . MJ ‘nin kardeşi Marlon Jackson da bu performansta kardeşini görüyor olmalı …
Jaafar Jackson ‘ın Michael filmindeki ‘’Billie Jean’’ performansı , Michael Jackson ‘ın 1983 yılındaki Motown 25 törenindeki sahne sergilemesiyle teknik ve görsel açıdan yüksek benzerlikler taşımaktadır . Filmdeki sahnede Jaafar Jackson ; Michael Jackson ‘ın o geceyle özdeşleşen siyah payetli ceketi , kısa paçalı pantolonu , beyaz çorapları ve ikonik tek eldiveniyle aynı görsel kompozisyonu kullanmaktadır . Koreografi açısından , Michael Jackson ‘ın ilk kez sergilediği Moonwalk adımındaki ayak hareketleri , diz kırma açıları ve vücudun ağırlık merkezini kaydırma biçimi Jaafar tarafından aslına sadık kalınarak aktarılmaktadır . Performans boyunca sergilenen ani duruşlar , omuz hareketleri ve parmak ucunda yükselme gibi spesifik figürler , 1983 yılındaki orijinal kaydın mekanik ve ritmik yapısıyla örtüşen bir zamanlama ile sahnelenmiştir .
O dönemde hangimiz denemedik şu meşhur moonwalk ‘u ya da eğilme duruşunu..? Filmlere bile konu olmadı mı ..?
Michael , ‘’görsel albüm’’ kavramı henüz ortada yokken , müzik videolarına tam anlamıyla birer sinema eseri muamelesi yapıyordu . Üstelik seçtiği isimler rastgele isimler değildi ; hep kendi dönemlerine damga vuran yönetmenlerle bir araya geldi . Martin Scorsese , Francis Ford Coppola , John Landis , David Fincher , Spike Lee , David Lynch … Ve her nasılsa , her yeni iş birliği bir öncekinden çok daha görkemli hissettiriyordu .
Ancak filmle birlikte , Michael tartışması alevlendi . Eleştiriler çarpıcı olsa da ilgi büyük … Michael Jackson ‘ın hayatının anlatıldığı film MİCHAEL , yılın en sert eleştirilerinden bazılarını almış olabilir ancak sinemaseverler farklı bir yargıya vardı . Müzikal film , yorumcular tarafından ağır bir şekilde eleştirilirken pek çoğu , birden fazla çocuğa yönelik cinsel istismar iddialarının şarkıcıya yöneltilmesinden yıllar önce , 1988 ‘de sanatçının hikayesini sonlandıran filmin Jackson ‘ın mirasını akladığını öne sürdü . Bu haber yazıldığı sırada filmin , eleştiri derleme sitesi Rotten Tomateos ‘taki eleştirmen puanı sadece yüzde 40 ‘tı ; ‘’Rotten’’ puan , eleştirmenlerin çoğunun olumsuz yorumlar yaptığını gösteriyor . Önceki günlerde bu oran sadece yüzde 31 ile çok daha düşüktü . Öte yandan halkın oylarıyla belirlenen izleyici puanına göre yapım son derece sıcak karşılanırken Rotten Tomateos , filmin yüzde 96 oranında olumlu ‘’fresh’’ puan aldığını belirtiyor .
Bu rakamların ‘’yorum bombardımanı’’ diye bilinen süreçle manipüle edilmiş olması mümkün ancak diğer izleyici geri bildirim platformları da tartışmalı filmin benzer şeklide genel halk tarafından sıcak karşılandığını gösteriyor . İlk Gün ‘le (Training Day) tanınan Antoine Fuqua ‘nın yönettiği film , IMDb ‘de 10 üzerinden ortalama 7,6 puana sahip . Sinema odaklı sosyal medya sitesi Lexxerboxd’da ise 5 üzerinden 3,6 yıldızlık bir ortalama puan alırken , değerlendirmelerin çoğu 4 ile 5 yıldız arasında .
Yani … Genel puanlama durumlarını sizlerle paylaştıktan sonra diyorum ki ; 22 Nisan ‘da İMAX sinemalarında vizyona giren bu film izlenmeye değer … Hele ki o döneme şahit olan biri iseniz …
Ayrıca her ne kadar eleştirmenler ağır yorumlar yapsa da , filmle birlikte geçmişe dair konuşulan ve düşünülen gündem konu da güncelliğini koruyor .
Jeffrey Epstein davasına ait gizli belgelerin mühürlerinin kaldırılmasıyla birlikte , kamuoyunda uzun süredir beklenen adalet arayışı yerini büyük bir hayal kırıklığına bıraktı . Yüzlerce sayfalık dosyalarda siyasetçilerin , milyarderlerin ve dünyaca ünlü isimlerin adları ifşa olmasına rağmen , bugüne kadar neredeyse hiç kimse ciddi bir sorgulamadan geçmedi veya tutuklanmadı . Hukuki açıdan bakıldığında , ‘uçuş kayıtlarında’ veya ‘adres defterlerinde’ bir ismin geçmesi tek başına suçluluk kanıtı sayılmıyor ; ancak asıl rahatsız edici olan , adaletin ve medyanın bu iddiaların üzerine gitmekteki isteksizliği ...
Bu ‘’temkinli’’ ve korumacı sessizliği anlamak için , söz konusu kişinin arkasında devasa bir politik / ekonomik güç olmadığında sistemin nasıl çalıştığına bakmak yeterlidir . Bunun en acı örneği ise 2003 yılında Michael Jackson ‘ a yaşatılanlardır .
Bir Linç Kampanyasının Anatomisi : 2003 Michael Jackson Davası
Epstein dosyalarındaki isimler için ‘’masumiyet karinesi’’ne sıkı sıkıya sarılan medya ve yargı , konu Michael Jackson olduğunda tamamen farklı bir işleyiş sergilemişti : Manipülatif ve alanında gelen yargı : Gazeteci Martin Bashir ‘in kes-yapıştır yöntemiyle , bağlamından koparak kurguladığı Living with Michael Jackson (2003) belgeseli yayınlanır yayınlanmaz , ortada resmi bir suç duyurusu dahi yokken adalet sistemi harekete geçti . Santa Barbara Bölge Savcısı Tom Sneddon , Jackson ‘a karşı yıllardır sürdürdüğü kişisel husumetini bir cadı avına dönüştürdü . O gece insanlar , Jackson ‘ın çocuklarının velayetinin elinden alınması için sayısız dilekçe yazmaya teşvik edildi . Arvizo Ailesinin Değişen ifadeleri : İddiaların odağındaki Arvizo ailesi, başlangıçta istismar iddialarını kesin bir dille reddetmiş ve Jackson ‘ı ‘’ kendilerine yardım eden nazik bir adam ‘’ olarak savunmuştu . Ancak daha önce JCPenney gibi büyük şirketlerden asılsız iddialarla tazminat kopardığı mahkeme kayıtlarıyla kanıtlanan anne Janet Arvizo , bazı avukatlar ve tabloid gazeteleriyle görüştükten sonra aniden hikayesini değiştirdi ve Jackson’a dava açtı . Kötü muamele ve insan hakları ihlalleri : Michael Jackson ifade vermeye gittiğinde bir şüpheli gibi değil , azılı bir suçlu gibi muamele gördü . Karakolda dışkı kokan pis bir tuvalete kilitlendi . Polislerin alaycı tavırlarına maruz kaldı ve kendisine bilerek kaba kuvvet uygulandı ; kelepçelerin kasıtlı olarak ters ve aşırı sıkı takılması nedeniyle omzu çıktı . Jackson , bu yaralanmayı daha sonra kamuoyuna da gösterdi . FBI belgelerinin ortaya çıkardığı gerçek : Medya ve savcı Jackson ‘ı bir canavar olarak resmederken , arka planda Federal Soruşturma Bürosu sanatçıyı 10 yıldan fazla bir süre adım adım takip etmişti . Yıllar sonra Bilgi Edinme Özgürlüğü Yasası (FOIA) kapsamında yayınlanan 300 sayfadan fazla FBI belgesi , Jackson ‘ın evinin dinlendiğini ve bilgisayarlarının kopyalandığını ve yurt dışı seyahatlerinin takip edildiğini gösterdi . Sonuç : FBI dosyalarında Jackson ‘ın aleyhine kullanılabilecek tek bir delil dahi bulunmamıştı .
Medyanın ikiyüzlülüğü : 2003 -2005 yılları arasında ana akım medya , Jackson ‘ın suçluluğu kanıtlanmamış ( ve nihayetinde 2005 yılında 14 suçlamanın tamamından beraat etmiş ) olmasına rağmen her gün asılsız , acımasız ve itibar suikastı yapan manşetler attı . Mahkeme salonunda iddiaların ne kadar temelsiz olduğu kanıtlanırken bile medya bu gerçekleri görmezden gelmeyi seçti .
Bugün ise tablo tamemen farklı … Epstein ‘ın adasında veya uçak kayıtlarında boy gösteren , mağdurların ifadelerinde isimleri geçen güç sahibi elitler söz konusu olduğunda , aynı medya kuruluşları şaşırtıcı bir efor eksikliği içinde . Michael Jackson hakkında kanıtlanmamış iddiaları kesin bir gerçekmiş gibi günlerce manşet yapanlar , bugün Epstein bağlantılı iddialar sorulduğunda bu isimleri korumak için ‘’bunlar sadece dedikodu’’ veya ‘’komplo teorisi’’ diyerek konuyu kapatmaya çalışıyor . Sonuç olarak ; adalet terazisi ve medyanın objektifliği , maalesef kişinin statüsüne , lobisine ve politik gücüne göre şekillenmektedir . Michael Jackson ‘a atılan iftiraları aklamak için yıllar ve tükenen bir ömür gerekirken ; bugünün sözde elitleri , sistemin onlara sunduğu görünmez bir kalkan sayesinde sessiz kalarak fırtınanın dinmesini bekleyebilmektedir .
Bazen , bazı gerçekler işte bu şekilde zaman içinde ortaya çıkar ve kendini gösterir . Ama her şeyden öte , popun efsanesi yeniden sahnede , hem de kendi hikayesiyle …
Başa dönecek olursak , pop müziğinin sınırlarını baştan yazan Michael Jackson , şimdi hayatının en kırılgan, en çarpıcı , en ikonik anılarıyla beyaz perdede … Jackson 5 ile başlayan yolculuğun sahne arkasındaki gerçeklerle birlikte yeniden anlatımı … Bu hikayeyi farklı kılan ise , Michael Jackson ‘ı canlandıran ismin onun mirasına en yakından tanıklık eden kişilerden biri olması …
Film , ‘’King of Pop‘’ unvanına uzanan yükselişe kadar , bu yükselişin ardındaki baskıyı , yalnızlığı ve görünmeyen kırılmaları da odağına alıyor . Sahne ışıklarının ardında kalan bir insan hikayesi … Müzik videolarıyla görsel anlatımın dilini değiştiren , dansı ve sahne performansını yeniden tanımlayan bir sanatçının hayatını , bu kez sinema diliyle yeniden kurgulanıyor .
Peki bir efsaneyi gerçekten anlamak için sahnedeki ışığa mı , yoksa o ışığın ardındaki gölgeye mi bakmak gerekir ?... …
Hepinizi bu filmi izlemeye davet ediyorum sevgili okurlar … Her ne kadar tartışmalar gündemde olsa da , o yılların atmosferini ve sanatçıyı çok iyi yansıtan gerçek bir yapım olmuş .
Diğer yandan bugün 1 Mayıs … Hem yeni bir ay , hem de emeğin ve emekçinin bayramı …
Emeğin alın teri ile hayat bulan , üretimin her aşamasında görünmeyen ama vazgeçilmez olan tüm emekçilerin 1 Mayıs İşçi Bayramı kutlu olsun dilerim …
Emeğin değer gördüğü , adaletin ve eşitliğin güçlendiği , herkesin hakkının teslim edildiği bir toplum umuduyla ; dayanışmanın , birlikteliğin ve insan onuruna yakışır yaşam koşullarının önemini bir kez daha hatırlıyoruz . Unutmayalım ki , güçlü bir toplum , emeğe saygı duyduğu ölçüde büyür . Tüm emekçilere sağlık , huzur ve hak ettikleri değerin verildiği yarınlar olsun … Tüm zorluklara rağmen alın teriyle çalışıp şerefiyle , onuruyla kazanan emekçi insanların 1 Mayıs İşçi Bayramı kutlu olsun …
Ve bu yeni ayda , kalbimizi yormayan ihtimallerin sezonu açılsın … Hayatın yarış gibi yaşanmadığı günlerin sezonu açılsın … Şükrettiğimiz , kucakladığımız ve neşeyle dolduğumuz bir ay olsun … İnandığımız , hissettiğimiz ve gönülden yaşadığımız bir ay olsun …
Mayıs , papatya kokulu diye geçer … Güneşin her köşeye sızan şifalı ışığı gibi ,içimizde de sonsuz bir ışık ve mutluluk olsun dilerim … Yeşilin binbir tonu ile bereketlenen yeryüzü , kalbimizdeki niyetlerin de vaktine ve güzelliğine şahitlik etsin … Yazın müjdecisi olan bu taze günlerde , ruhumuzun baharını kucaklayalım … Aydınlık sabahlar , ferah yarınlar bizlerle olsun …
Yeni ay , Mayıs , hepimize şifa olsun … Mutluluk getirsin …
Selamlar sevgili okurlar …


















Bakış açınız , yorumlarınız gerçekten dikkat çekiyor . Geçende yazınızda paylaştığınız filmi de sizin tavsiyenizle izledim . Ve çok doğru buldum . Umarım bir gün tanışırız Emel Hanım
Teşekkür ediyorum değerli Esra Hanım... Ben de tanışmak isterim . Selamlar ... Sevgiler ...
Tebrikler yine roman tadında bir yazı olmuş. Eline emeğine duyguna kalemine sağlık..
Çok teşekkür ediyorum değerli Savaş... Sizlerin samimi yorumları benim için çok kıymetli ... Yeni yazılarda görüşmek dileğiyle:)
Tebrikler sevgili emel hanım. Çok güzel yazı kaleme almışsınız. Kaleminize ve yüreğinize sağlık
Teşekkür ediyorum değerli İrfan Bey ... Selamlar... Sevgiler.